KESKİN
Tarihçe
Keskin-1 Uçağı
Keskin Gazetesi
İklim ve Coğrafi Durum
Nüfus Durumu

RESİMLERDEN

DUYURULAR
  Karıştıran Çiftliği Hayvanat Bahçesi Kapandı
  Sitemiz Yeniden Düzenlendi
TÜM DUYURULAR
IP ADRESİNİZ

Keskin Gazetesi

Adet : 1
28 Nisan 1340 ( 1924) Pazartesi Tarihi-i Te’ sisi : 1340
Sahibi : Hüseyin MAZHAR

Müdir-i Mes’ ul : Fuad Rif’at

İdarehane Cemaat-i İslamiyye Binasında Daire-i Mahsusa Seneliği Dahilde 250, posta ile gidecek yerler için 300 kuruştur. İlânât pazarlığa tabidir.

Telgraf Adresi : Keskin, Gazete

Nüshası 5 Kuruştur

Pazartesi Günleri Neşr olunur, Herşeyden Bâhis Türk Gazetesidir.

MESLEĞİMİZ
Hürriyetten nurlar doğar. Serbesti, fikirleri daima i’ tilaya koşuşturur. İnkılâb-ı ahyar da şu küçük kasabada şu ufacık eseri tevlid etti.

Biz bu eserle inkilâbın yüksek esalarını müdafaadan başka bir gaye takip etmeyeceğiz. Çünkü memlekette kanunun hakimiyetini, tam manasıyla inkişafını ancak bu esaslarda görüyoruz. Binaenaleyh gazetecilikteki bütün mesaimiz onu müdafaa etmek noktasında temerküz edecektir.

Getiriceği iyilik yahut fenalık, her ne olursa olsun , hurâfât ile mücadeleden,hakikatleri yüksek sesle bağırmaktan vicdanen büyük bir zevk duyacağız.

Susmak, her hangi bir hadise karşısında her hangi bir sebep ve bahane ile el oğuşturmak, fenalığına kani olduğumuz efkâr ve hareketi tasvip etmek bizden gelmez.

Fenalıklara savlet, faziletlere hürmet kendimizi memleket düşüncesinden başka hiçbir tesire tabi görmüyoruz. Hatalırımızı kendi ellerimizle tayir etmeyi insani bir vazife bildiğimizden herhangi bir taraftan gelecek sadayi ikaz ve irşadi-i de hürmetle karşılacağız.

HALKI KAZANMAK
Muttasır sözler vermekle, olur olmaz şeyleri vad etmekle halkı kazanıyorum zannetmek oldukça gülünç bir harekettir. Halk yaldızlı sözlerden ziyade müsbet ve kaideli şeylere bakar. En doğrusu, kulağının duyduğuna değil, gözünün gördüğünün gördüğüne inanır. Onun nazarı daima hükümet tezgahından çıkan şeylere merhuzkuzdur. Yapılan şeyleri görür ve derhal ve ondan nereye gidildiğini anlayarak hükmünü verir. Geçenlerde Kırşehir’ e giderken Sofu köyünde hancılık yapan Ahmet usta oğlu Ömer, kısa hir hasbihal arasında hükümet icraatının halk tabakası üzerindeki intibââtını bizede şerhlice anlattı.

Bundan üç ay evveline gelinceye kadar oralarda eşkıyanın hareketi adeta bir kaynaşma halindeymiş.vurmak , kırmak soymak gibi tezahatların envahı bila perva yapılıyormuş. Yozgat bir ikisi müstesna olmak üzere, birkaç gün zarfında yakalayarak icaplarına bakmış. Şimdi o havali şöyle dursun, Çiçekdağı’ nın sarp ve menaatlı arazisinde de bir tek şakii kalmamış. Bu gün ufak bir çocuk bir başına altun okuyarak türk çağıra cağıra bu yerlerden kemâli emniyetli geçebiliyormuş. Ve yine Jandarmalar bundan evvel adam dövmek angarya gördürmek , rüşvet almaktan başlayarak köylüye akla gelmedik fenalıkları yaptıkları halde bu gün ondanda eser kalmamış. Artık gelen jandarmalar köylüye insanca muamele yapıyor, hükümetin emirleriniyerine getirerek usul usuldönüp gidiyorlarmış.İşte bize anlatılan şeyler bu kadardır. Fakat biz bundan anlıyoruz ki,hükümet artık hükümet idaresinde dürüst ve azimkarbir istikamet almıştır.

Ve bu istikamette halkı kendisine ısıtıyor. Halka insanca muamele etmek esası ise jandarmanın kafasına kadar sokulabilmiş. Artık şu halde adaletin de mahkeme kapılarından bila mezahim girecegine inanabiliriz. Sonra yüreklere su serpecek daha mühim bir nokta var: halk iyiyi iyi ve fenayı fena olarak taktir ve temyize başlamış. Demekki , memleketin istikbaline de huzurv e emniyetle bakmak hakkını kazanmış oluyoruz. Yalnız meseleyi millet ve hükümet hesabına büyük bir kar olarak kaydederken bir noktaya ilişmeden geçemeyeceğiz;

Yozgat valisinin tutamadığı bir iki müstesna yatalak ve şakii kimlerdir? Bunlar neden tutulmadılar, yahut tutulamadılar? Usta Ömer oğlu Ahmet’in ifadesinden anlaşılan mânâya göre bu adamlar ya kendilerinin yahut başkalarının te’ siri nüfusuyla yakayı kurtarıyorlarsa o vakit mesele kıymet ve ehemmiyetini zahir eder. Çünkü halk memlekette filan veya falanın nüfuzunu değil münhasıran hükümette adalet ve kanunun hükümran olmasını istiyor. Ve hükümetle bir vücut halde kaynaşmak için bunu gözlüyor. Bu kaynaşmayı tacil için kimden sadır olursa olsun artık seyyieyi ceza fezaile de bila imhal mükafatını vermek lazımdır. Cumhuriyet hükümetinden bu beklenir ve memleketi de bu düstüra sadakat kurtarır.

İTİZAR
İstanbul’ dan Yahşihan’ a kadar sağlam gelen tap makinamız Yahşihanla bura arasındaki yolların bozukluğundan mühim hasarata uğradı. Mevcut ve saitten istifade suretiyleyaptırabildiğimiz tamirat ile eldeki tabı tamir etmekle beraber yeni bir makine celbi için lâzım geler çarelere tevessül ettik. Herhalde bayram ertesi gazetemizi iyi ve nefis bir tab ile çıkarabileceğiz. Binaaleyh o zamana kadar mevcut nekaisi hoş görmelerini kardeşlerimizden rica ederiz. Anadoluda gazetecilik aslında fedakarlıktır. Yolsuzluk ve yoksulluk yüzünden biz bu fedakarlığa iki defa katlanıyoruz

YASAK
Ceraim-i adliye hakkında gazetemiz için bazı malümat almak üzere geçenh Çarşamba saat dokuzda müddey-i umumi beyin adliyedeki odalarına girmek istedik. Kapıda bir mucipçi vazaazıyla dikilen mübaşir Yahya Efendi ellerindeki kağıtlarla müddey-i umumiye müracaat etmek isteyen Ashab-ı Mesalihin kapıdan girmesine mümanat ettiği gibi, bizide yasaktır bahanesiyle içeri girmekten men etti.

Eskiden bu yasak kelimesinin cephanelik bekleyen nöbetçi neferlerin ağzından işitir ve tasdik eder bu günde aynı mevkide kullanılması lazım gelen bu kelimeyi nüktey-i umumiyenin kapısında dikilen bir adliye mübaşirinin ağzından işitmekle tüylerimizn ürperdiğini hissediyoruz. Makam-ı iddia herkesin her saat ve her dakika bi-lâ istizan ve bila mümanat girip çıkmakta serbest olduğu bir makamdır. O kapıya yasak gelmesini kullanacak bir mucipci dikmekle adaletin kapısını kapamak arasında bir fark göremiyoruz.

Mübaşirden memnuiyetin sebebini sorduk. Meğerse müddei-i umümi bey fabrika müdürü Seyfi fabrika erkanından tabib beylerle hal-i müsabatette imişler. Ve bu zevat çıkıncaya kadar kimsenin içeri girmemesini emir vermişler.

Teessürler müşahade ettiğimiz bu hale lüzumu kadar zevaatı şahit iddiaz ettikten sonra mahkemeyi terk ettik. Ortada muhafaza-i mahreminin lâzım hiçbir mesele yok iken adalet kapılarını halkın yüzüne kapatarak bir çok eshab-i mesalihi koridorlarda süründürmek eski devirlerde bile şeklen tecviz olunmaz idi. Şu kanun devrinde, bil hassa kanunun haris-i müstakili olan bir makamdan kanun namına böyle fevkaladeliklere şahit olmak insanı cidden fazla müteessir ediyor. Merci-i nin nazar-ı dikkatini cezbederiz.

KANUN OYUNCAK MIDIR?
Mütareke zamanında İstanbul’ a savuştuğumdan dolayı kanun mucebince emvaline hazinece vaz’ ıyet edilen Savrulyan Davit mütareke devrindeki i’tisâfçılar hakkında vaki olan şikayet olan geçenlerde mahbuse İstanbul’ dan Keskin’ e celbedildi. Olbap taki evrakın mahkemeden sirkat olunması ve binaaneleyh delailin fıktadını dolayısıyla merkun birkaç gün sonra tahliye edilmiş. Kimin hakkında olursa olsun adali’ den zevk alırız. Fakat bu adamın tahliyeyi müteakip şuraya buraya başvurarak vaz’ iyiyet ederek emlakını da kurtarmak çaresini bulduğunu ve hatta bu hususta iptidai bir kararda aldığını işitince hayretler içinde kaldık. Bu kabil esas hakkında emval-i metruke kanunun hükmü pek sarihtir. Bu hükme muhalif olarak nasıl karar ittihaz olunuyor? Ve hazine bu gayr-i kanuni karara neden kendisinde itahat mecburiyeti görüyor. Kaç gündür hep böyle manidar hadiselerle karşılaşıyoruz. Kanun yine unutulmak isteniyor. Fakat iyi kanaatımız vardır ki o unutmak istenenlere kendisini tanıtmak kudretini haizdir.

ATEŞİ KÖRÜKLEYENLER
Memleketler arasında epey zamandan beri devam eden ihtilâfât, bilhassa şusıralarda insanı ve ahlaki esasatın haricinde bir takım şekiller almaya başladı. İftiralar,yalancı şahitler, hasılı kudurmuş ihtirasları tatmin içün her vasıta mübah ve meşru telakkı olunuyor. Bir kendi hesabımıza ihtirasat-i nefsaniyeyi böyle mülevvez vasıtalarla tatmine uğşanların haline acıyoruz. Bu kâbil şeyler eski devrin şi-âr-ı haneketi idi. Cumhuriyet artık zorbalığın, yalancığılın mumunu söndürmüştür. Binaaneleyh nafuskar insanlara sürülmek isötenen karalar nihayet müfterilerin yüzünü karalatıp , halkın huzuruna müstehire vaziyette çıkmalarından başka netice vermez. Bunu pek yakın bir atite gözlerimizle göreceğiz. Ancak, böyle hallerde hak ve hakikata, ve telif tarafına hizmet etmelerine lazım gelen memurlerın birkaçına, maalesef ellerine körükle bu yanan ateşin başında görüyoruz.

Memurlar tevzi-i adaletle mükelleftirler. Bu itibarla her tesirin fevkinde bulunmaları lazım gelirken , bilakis hiç üzerlerine farz olmadığı halde yabancısı oldukları memleketin dedi kodularına parmak sokarak zaten birbirlerine yan gözle bakan tarafeynin husumetle büsbütün çağrıştırmak suretiyle üzerlerine yok yere vebal alıyorlar. Bu zevat düşünmelidirler ki , iltizam ettikleri eşasın mukabildeki gibi. İnsanlarda bu devlete vergi veriyorlar. Alınan maaşın içinde bunlarında gözyaşları vardır. Halkın bir kısmına taraftar bir kısmana da âyar muamelesi yapmak hakkı nereden alınıyor? Bunu anlayamadığımızı söylüyor, ve şahsıyata dökülmemek için de bu seferlik isim tasrihinden feragatle yalnız nazar-ı dikkati celb ile iktifa ediyoruz. Devamı halinde isim ,sıfat, madde temini ile herşey yazacağız. Mevcut nifak memlekete yetişiyor, artıyor bile. Körükçülerin zahmeti fazla gelir.

SİLAH TAŞIMAK MEMNU’ DEĞİL MİDİR?
Arada sırada kasaba derununda ve hatta çarşı içinde müsallah esasa tesadüf ediyoruz.kasaba dahilinde mahall-i asayiş hiçbir hal ve hatta mahsus olmadığı halde bir takım eşasın esliha-i memnua ile gezmeleri halkı aşayişten ve aynı zamanda hükümetin icraatından şüpheye düşürebilir. Her taraf süt liman ve ortada ufak bir şüphe bile yok iken çarşı içinde silah taşımanan ve bunada müsamaha etmenin manası nedir? Şu cumhuriyet devrinde de memlekette hala fevka’l- kanun yaşayan insanlara ve bunların hatırına mümaşaat için hükümetin zabt ü rabt fikrini bile unutan alakadarları göreceğiz. Artık halk olsun memurlar olsun cumhuriyet-i mükaddes ve yüksek mevhumunu kafaları yerleştirmeliyiz.

Eski devirlerde olduğu gibi sırtına bir kaval yerleştirerek köylüyü tethişte devam edecek ve buna müsaade edilecekse vay halimize! YAHŞİHAN KÖPRÜSÜ TEHLİKEDE Yahşihan’daki demir köprünün, Yahşihan cihetindeki ayağının mütemadiyen kaymakta olması sebebiyle şu tuğyan mevsiminde ihtimal-i zayi’i alakadar zevatın ağzından işitiyoruz. Böyle bir tehlike münakalat ve iktisadiyat noktasından bilhassa bu havali için büyük büyük müşkülata sebep vermekle beraber nafi’a bütçesinede en aşağı yirmi-otuz bin liralık bir zararı tahmil edeceğinden tedbir-i acele ittihazı için meseleyi kemal-i ehemmiyetle nafi-a vekaletinin nazarına arz ederiz.

MECLİS İDARE AZALIĞI
Münhal iki meclis idare azalığı için bu kerre icra kılınan intihabta eşraftan Gürcüzade Nuri ve Karabekirli Şakir Efendiler ihraz-ı ekseriyet etmişlerdir.

KESKİN KİBRİTİNDEN ŞEKERDEN OKTRUVA? ALINMAYACAKTIR
Oktruva resmi kanunu meclis-i umumi-i vilayet bi’t-tedkik resme tabi tutulması lazım gelen şeylerden tefrik olunmuş ve bu meydanda şekerden resm alınmamasına hükmetmiştir. Keskin fabrikasının imal edeceği kibritten de oktruva resmi alınmayacaktır.

GELENLER GİDENLER
Ankara vekili Mithat, vilayet muhasebecisi Halid beyler evvelki gün otomobille Keskin’e gelip, ferdası günü erken Ankara’ya avdet etmişlerder. Vekil Bey gece yarısına kadar memurîne müteallik bazı tahkikatla uğraşmış ve bazı meseleler hakkında Kaymakam Beyle teâti-i efkar eylemiştir.

BİR TAHVİL TEŞEBBÜSÜ
Kaza Kaymakamı Saib Bey’in başka bir mahalle nakli için dahiliye vekaletine müraacat ettiğini haber aldık. Vekaletin bu müraacatı ne suretle karşılayacağını bilmesekte şunu iyi biliyoruz ki , Saib Bey’in muvasalatı için bir memura ancak bir tecrübe tetkik devresi olabilir ve müsmir mesai de bundan sonra başlar. Binaenaleyh kendisinden büyük hizmetler bekleneceği sırada bu zatın, velev arzusunu isâf suretiyle olsun, başka bir tarafa naklini tecviz etmek idare noktasında doğru olmasa gerek. Aynı zamanda Keskinin bitik tükenmez dedikodusu bu zat geldikten sonra oldukça sukunet bulmuştur. Hususiyet ahvaliyle tanınmış ve tecrübe olunmuş bir muhitte bu sukunu muhafaza edebilmekte büyük bir iştir.

MİLLET MECLİSİ

Birinci devre-i mesaisini ikmal eden Büyük Millet Meclisi, Teşrin-i Evvel 23 te toplanmak üzere tatil-i müzakarat eylemiştir.

Müdafaa-i Milliye Vekaletinin Nazar-ı Dikkatine;

Hudud-ü Milli Haricinden olup da Nisbet-i Askeriyesi Kat’ Edilenler Cumhur-i İdarede İstihdam olunur mu ?

Akşam gazetesinin 11 Şubat 1340 tarih ve 1922 numaralı nüshasında nisbet-i Askeriyesi Kat’ Edilenler meyanında Yozgatlı Atâ Efendizade Mehmet Hayrı Efendi de vardır. Mûmâ-ileyh el-yevm Mecidiye jandarma komutanıdır. Vekaletin nazar-ı dikkati celb olunur. İhtiyat Zabiti M. Recai

HÂLÂ KÖYLER BASILIYOR
Dün Kırşehir’e merbut Sallak obası ahalisinden üç kişi matbaamıza gelerek, Hamitli Mahmut Bey’in üç gün evvel köylerine basarak, köyün çobanına ve ahaliden bazılarına yaptığı zülm ü ta’addiden ve bu dertlerini kimseye duyuramadıklarından yana yakılan bahs ettiler.

Sallak obasıyla Hamit karyesi arasındaki mesafe bir saatten ibaret olduğu halde, Hamit’teki karakol merkezinin nasıl olupta böyle bir hadiseden vaktiyle haberdar olarak yapılan mezalime mani olamadığına, yahut faillerini derdest edemediğine hayret ediyoruz. Karakolların vazifesi Keskin potasını Kırşehir’e, Kırşehir potasını Keskin’e götürüp getirmekten ibaret değildir. Bunların bir de mıntıkalarını gözetmek, halkı daimi bir sıyanet altında bulundurmak vazifeleri vardır.

Bir karakol merkezinin kulağı dibinde köy basmak iyi manalar ifade etmez. Dahiliye vekaleteyle Kırşehir valisi Galip Bey’in ehemmiyetiyle nazar-ı dikkatini celb ederiz.

SÜLEYMAN NAZİF BEY’İN ULEMADAN İSTİZÂHLARI
Süleyman Nazif Bey’ in “ Resimli Gazete” nin 33 numaralı nüshasında münderici “ Ramazan Müsahadesi “ ünvanlı makalesinde aldığımız aşağıdaki parçayı ulemâ ‘ yı kirabımızın tetkikine arz ediyoruz.

Bu babta tetkikât-ı ciddiyeye müstelit olarak verilecek cevapları da aynen neşredeceğiz. Sülayman Nazif Bey’ in istazahları şöyle başlıyor.

“Orucun farzıyetini âmir olan ayet-i kelime ki – sure-i bakara’ dır- ( Yâ eyyühe’llezine amenü kütübe aleykümüssıyam: ) suretinde başlar. Ve bunu takib eden ayette hasta ve yolcuların diğer gönlürde kaza etmek üzere lakz edinilecekleri emrettikten sonra (…) ve ale ‘l-lezine yütigune fidyetün tâ’amunmiskin…) buyurularak, fakirin it’ama muktedir olanların oruç tutmaya zi-takat olsalar bile, hasta ve yolcular gibi oruç tutmayabilecekleri gibi sarahatan bildirilmektedir. Hatta kaza diğer iki özle yani , yani maraz ve sefere mahsus iken , it’am-ı miskin fidyesini vermiş olanların buna da mecbur bulunmadıkları ayet-i kerimenin mealinöde istimbat ediliyor. Sarıksız ulemadan bir dostumun ihtarı üzerine, Kadı Beyzavi ve Zemahşeri’ nin tefsirlerini tetkik ettim. Ayet-i kerimenin sarahatı karşısında, bir takım hususi tevillerle manayı başka mecraya dökmek istemişler. Halbu ki ayet mensuh değildir ve sarahat muvacehesınde delalete itibar yoktur. Kaldı ki burada sarahatte delalette mütessirlerin vermek istedikleri manayı tervic etmez.

Ben bu meseleyi Kütübhane-i Umumi de tetkik ederken , orada tesadüf ettiğim mukakkin-i ulemadan bir zat şu hadis-i şerif-i okudu: “ İnna’ llahe yuhibbu en’ yutiye ruhasehu ke’mâ yuhibbu en’tü tiye aza imehu “ hadisin mealinden istimdat olunduğuna göre Cenab-i Hak emirlerinin icra olunması gibi bah’şettiği musade ve suhuletlerden istifade edilmesini de sever. Bir hadis hem Buhari’ de hem Asım Efendi Arab-i Kamus tercumesinde mündericdir. ( Ruhas maddesine nazar).

Salahiyetdar ulemadan rica ederim; ayet-i kerimenin, elfazına hariçten bir kelime, bir fikr-i beşer karıştırmaksızın beni ikna etsinler ki, bir miskin it’âm eden bir müslim, behemehal savm ile de mükellefdir. Aynı ayette bu fidyeyi mutazammın olan kelimelerden sonraki “en-tasumu hayru’l-leküm” kaydı da yalnız “sıyamınız hakkınızda hayırlıdır” ihtarını havi olduğundan bir guna farziyyet ve mükellefiyet emr etmiyor.

Emr-i ilahi nice müfessirlerin, fukahanın, eimme-i müctehidinin, ehadis-i gayrı mevzuanın fevkinde olduğundan, ulema-yı kiram beni bu hususta tenvir ve ikna etmezlerse kendi ictihadımı kendi kendime ilan ederim. Vebal varsa Kur’an-ı azimü’ş-şanı yanlış anlayan ve anlatanların boynuna…

CEMAÂT-İ İSLAMİYEN’NİN NAZAR-I DİKKATİNE
Ayaş kaymakamı Ramiz Efendi memlekette bir kütüphane tesisi için geçen sene Cemaat-i İslamiyye’ye birçok kütüb-i nefise terk etmeşti.

İçinde memleketin istifadesine yarayacak mühim eserler mevcut olan bu kitaplar nerede kaldı ? Bunları mahfuz olduğu köşeden çıkarıp Cemaat-i İslamiyye binasının münasip bir mahallinde umumun istifadesine arz etmek ve hatta İstanbul’dan bir miktar daha kitab-ı celile, tesis olunacak kütüphaneyi, muhitin ihtiyacını temine kafi bir hale getirmek mümkün değil midir? Yetişecek gençler için böyle bir müessesin vücudunu elzem görüyoruz.. Ve Cemaat-i İslamiyye’nin mal ve ihtiyacatına heyet-i idarenin de bu lüzumu ehemmiyetiyle mütenasip bir surette takdir ile derhal işe başlamasına intizar ediyoruz.

MUHABİR ARIYORUZ
Yozgat, Kırşehir, Balâ, Kalecik ve Mecidiye’de birer muhabir istiyoruz. Arzu edenlerin mektupla matbaamıza müracaatlarını rica ederiz.

HAFTALIK KESKİN PİYASASI

Tiftik kıyyesi: 190-200 Kuruş
Buğday kilesi: 390-410 Kuruş
Arpa: 240-250 Kuruş
Yağ kıyyesi 140-150 Kuruş
Köprüköy Birinci (Pirinci) Dakiki safi 75 kiloluk çuvalı 1500 Kuruş
İkincisi “ “ “ “ “ 1350 Kuruş
Keskin kibritleri elli paketli sandığı 6500 Kuruş

YETİMLER SOKAKLARDA
Keskin’de on beş, yirmi kadar yetimin hayatını kurtaran bir yetimler yuvası vardı. Bunlar bir senedir oldukça muntazam bir bakım görüyor ve tahsil-i ibtidailerini hiç olmazsa memleket için temenna uzuvlar olmadan korunabiliyorlardı. Evvelki gün bu müessese kapılarını kapatarak zavallı yetimleri çil yavrusu gibi dağıtmak mecburuyet-i elimesi karşısında kalmıştır. Esbab-ı inhilal hakkında tafsilat almak üzere dünkü gün yuvanın idaresine nezaret eden tüccardan Hacı Ömer Efendi’ye müracat ettik. Aldığımız malumat şudur:

Yuvanın şehri mesarifatı seksen lira imiş. Üç aydan beri bu paranın yalnız otuz lirası mahalli teberruatla temin edilebildiğinden, elli lirasının da merkezden irsali için mütemadiyen himaye-i etfale müracaat ediliyormuş. Merkez bu müracaatlara ehemmiyet vermemiş.Nihayet birkaç gün evvel yuvanın dağıtılacağını demişler. Bunun üzerine Kayseri dâru’l-eytâmına sevkleri için ne kadar para lazım olduğunu sormuşlar. Buradan da seksen lira istemişler. Aradan bir hafta geçtiği halde ne para ne cevap gelmemiş, yuva da bâ-mecburiye dağıtılmış. Şu hadise bizde henüz yapmak fikrinin yıkmak zihniyetine galebe çalamadığını gösterdiği için şâyân-ı teessüftür.

Şehrî elli liralık bir muaveneti esirgemek yüzünden milli bir müessese temelinden çöküp gidiyor. Altında kimlerin ezildiğini düşünmüyoruz. Farz edelim ki, himaye-i etfal müteferrik müesseselere muavenet yetişemiyor da bunları bir merkezde toplu bulundurmak gayesini takip ediyor! O halde zavallı yetimleri Kayseri’ye sevk için seksen liralık ufak bir masraftan çekinmesine ne mana vereceğiz? Himaye-i etfal daha bir zerre halinde iken bu kaza an dar ve müşkül durumlarda ona pek kıymetdar muavenetlerini esirgememişti. Vaktiyle paapılan bu muavenetlere acımamakla beraber başa kakmak icçin de söylemiyoruz. Yalnız halktan alınan paraların, en lüzumlu mahall-i saarflar karşısında lahka iadesindeki imsak ve tereddüte şaşıyoruz. Sonra bu teddütlerin cezasını da memleket çekiyor. ,Ortada ne oluyorsa istikbali yaşatacak Türk nesline olulyor. Bu zavallılar Kayseri’ye mi nakledilecek, yoksa yuvaları şenlendirilip burada mı bırakılacak? Her ne yapılacaksa bir an evvel yapılıp şu faciaya bir nihayet verilmelidir. Bunu kaymakam beyden, bilhassa himaye-i etfal nezdindeki delaletleri daha meüssir olmak lazım gelen dahiliye vekili beyefendiden rica ediyoruz.

BELEDİYE BÜTÇESİ
Bu senenin varidat-ı belediyyesi otuz bin liradır. Bunun kısm-ı azamı memleket imarına sarf edilecektir. Bu sene içinde yapılacak işler meyanında kasaba suyu isâlesi, lağım, kaldırım, hastahane inşaası vardır. Celb edilen mühendis vasıtasıyla yakında kasabanın kadastro ve haritası tanzim ve icap eden mahaller istimlak edilerek umumi caddeler tedricen açılacaktır. Heyet-i umumiye bütçenin tesisi esnasında hidemât-ı mesbukasını takdiren belediye reisine yüz lira mükafat-ı nakdiyye itasını ve riyaset maaşına da şehri on beş lira zammını kararlaştırmıştır.

BELEDİYE MÜHENDİSİ
Kırşehir vilayet-i nafia mühendisliğinden müsta’fi Cemil Bey, vaki olan teklif üzerine Keskin belediye mühendisliğini kabul ederek vazifesine başlamıştır.

Kiymetdar bir fen adamı olan Cemil Bey’den memleketimizin ümran ve ihyasına müteallik mesailde iyi eserler ve mühim hizmetler beklenmektedir. Muvaffakiyetini temenni ederez.

YÜZ ELLİ KİŞİK LİSTE
Lozan muahedesinin akdinden beri birçok dedikodulara sebep olan malum ve meşhur yüz elli kişilik liste birkaç gün evvel neşredilerek malum ve maruf birkaç kişi istisna edildikten sonra, sayılan bir sürü esamiye ait intiba-i umumi şöyle hülasa olunabilir. Hiç için gürültü!

AVDET EDEN ERMENİLER
Firar eden Ermenilerin avdetleri meselesi günün mühim bir hadisesi oldu. İstanbul gazeteleri umumiyetle bu meseleyi ve bu meselenin tahtındaki suistimalatı kurcalayarak tekrar gelenler ister para ile, ister hatır ve gönülle memlekete girmiş olsunlar, bunlara vasıta olanlar kimler ise bi-la-merhamet yermek iktiza eder. Epey zamandır Keskin’de de mütareke devrinde avdet etmiş bir iki ermeni görüyoruz. Bunlar niçin gitmişti, neden ve nasıl gidiyorlar? Ve niçin iade ediliyorlar.

POSTALAR
Ankaradan Keskine haftada üç posta geliyor, üçü de intizamsizlikla birbiriyle yarışıyor. Postaların Ankaradan hareket ve Keskine muvasalat saatleri baş müdüriyetçe tabii bir mukavele ile tayin olunmıştır. Müteahhit bu mukavele ahkamına riayet ederek ticaret ve mühim bir merkez olan Keskin’in muamelat-ı umumiyesini sekteden vikaye etmek neye merbut ise istikmalini alakalardan rica ederiz. İ

İLANÂT

KESKİN SULH HUKUK MAHKEMESİ’NDEN
Keskin kasabasında Murat Efendisi zevcesi vekili Ömer Efendinin Murat oğlu Celal hakkında bir han me’a bahçenin fürühtıyla hissedevan arasında taksime dair Keskin Sulh Hukuk Mahkemesinden istihsal eylediği 11 Mart 340 tarih ve 267 numaralı tezkire-i sekinenin murur-u musaddıkası merküm Celal’in mahkumiyeti meçhul olmasından dolayı usulen mahkeme divanhanesine taalük eylediği sebeple tebliğ makamına kaim olmak üzere i’lan olunur.

DOKTOR OSMAN YAŞAR
Dahili, Frengi ve Bel Soğukluğu Mütahassısı

Dahili ve Kadın Hastalıkları, Frengi ve Bel Soğukluğu ve ihtilât-ı mesâne, prostat ve adem-i iktidarı terakkıyat-ı fenniye ye tevfikân teşhis ve tedavi eder. “914 şırıngalarını bila vech damarlara şiringa eder.

Hastaları sabahları hanesinde, akşamları eczahanesinde kabul eder.

ÇİÇEKDAĞI PAZARI
Ramazan-ı şerif münasebetiyle celb ettirdiğimiz halis Çiçekdağı yağı, iyi Edirne peyniri, Antalya zeytin yağı, zeytin tanesi; Kerillaç reçelleri ve her nev’i bakliyyât bulunur.

İhtiyat zabıtanından Mecidiyeli Reşad Galib


KATKILARINDAN DOLAYI SN. YRD. DOÇ. BAYRAM SAKALLI'YA TEŞEKKÜR EDERİZ.

 

© 2011 - Keskin Belediyesi
Altıntaş Mahallesi Atatürk Bulvarı No: 1 Keskin / Kırıkkale
Tel: (0318) 515 30 25 - Faks: (0318) 515 35 68 - E-Posta: keskinbld@mynet.com
Tasarım Kodlama: Şaban KUTLUCA